Sen sanıyo musun ki ben buraları unuturum

Evet kadıköy’de içki içmeyi bırakmış olabilirim. bir aydır ağzıma sigara koymamış olabilirim. akşam 7’den sonra bir lokma bir şeyi mideye indirmeyi çoktan unutmuş, gece 12’de yatıp sabah 7’de kalkmayı alışkanlık haline getirmiş olabilirim. içkiyi aydan aya hadi bilemedin iki haftada bir, ”kız arkadaşla” bir sahil balıkçısında 2 duble rakıyla sınırlandırmış olabilirim. evde her gün, annemin mayaladığı yoğurttan, hiçbir sebep yokken şifa niyetine bir kase yiyor, her gün koskocaman bir bardak portakal ve nar karışımı meyve suyu sıkıp içiyor olabilir, hastalandığım vakit 3 gün boyunca, yorganın altından çıkmayıp en hızlı biçimde iyileşmeye çalışıyor, içliksiz bakkala dahi gitmiyor olabilirim. Evden işe, işten okula, okuldan eve bir üçgende seyreden hayatımda, tamamen iyi niyetimle aralara, sosyal bir takım faaliyetler sıkıştırmaya çalışıp, üstelik bunda da başarılı olabiliyor olabilirim. kar yağınca içimi mutluluk sarsa da, aslında yazı daha çok seven çok normal bir insan olabilirim. ama bu demek değildir ki ben member 8’liğimden vazgeçtim. biz member sekiz’in sekizini boşuna mı yan yatırdık???  bak mesela; member 1i yan yatır: member çizgi oluyo. member 3ü yan yatır; member meme oluyo (göt de olabilir bakış açısına göre değişir). member 6’yı yan yatırırsan bi sikim olmuyo ama ters çevirirsen 9 oluyo bi şey farketmiyo. o zaten sabit bi adam olduğu için yan da aynı çapraz da. ama member 8i yan çevirirsen ”ebedi member” oluyor.

hayatımı belli bir düzene soktum sevgili fanlar. değişimden hiç hazetmeyen bir adamım. ama taaa ebesinin heraklitosundan bu yana -yani değişim denilen sikkoluğun adı konulduğundan bu yana- bunun kaçınılmaz netice olduğunu biliyoruz. bu süreçte bazı şeylerin farkına vardım…

ama hakikaten ne farkı var amk şimdi bunların?

 

Arkadaşlar bu değişim denilen şey o kadar ama o kadar çelişkili bir durum ki… kendinizi değiştiriyorsunuz, bütün dünyanız değişiyor, dünya zaten her daim değişiyor, her şey her an hareket halinde.. bunca devinim, bunca efor sarfiyatı, ATP israfı sonucunda dönüp bir bakıyorsunuz ki; hiçbir şey değişmiyor siktiminin dünyasında. yani evren, içinde bulunduğu sonsuz kombinasyonlu değişimin, her bir kombinasyonunda ayrı bir forma ve ayrı bir vaziyete dönüşse de her şey birbirinin yorum katılmış veya direkt olarak imitasyonu gibi duruyor. bütün uzakdoğuluların birbirine benzediği gibi.

 

değişimin ”surette” varolduğunun mutlak gerçekliğini irdeleme gereği duymuyorum,  canlı ve cansız varlıklar cismen dönüşüm halindedir. peki ya öz? öz de değişir veya dönüşür mü? ruh biçim değiştirir mi? insan benliği değişir mi? bir çok insan karakterlerindeki belli kırılma noktalarıyla radikal değişimlere maruz kalabiliyorlar. çevremizde çok fazla zevkleri fikirleri duyarlılıkları değişen insanlar var. –insan benliğinin ve hayatın, varoluşu ve yaratılışından  esinlenilerek icat edilmiş olan ”sinema”nın teknik metninde yani, dramatik bir film senaryosunda olması gereken 5 temel noktadan biridir karakterin değişimi.– insan bazında baktığımızda değişim ve /veya dönüşüm mümkün gibi görünüyor. -(gerçi hala tartışmaya açık bir konu)- ancak insanlığın resmine baktığımızda, yeryüzünde iki ayağı üzerine dikildiği günden bugüne koruduğu karakteri, ruhu, benliği; sebil gibi dağıtılan değişimden nasibini almamış gibi duruyor. evrim, yöresinden bile geçmemiş. insan biçim değiştirmiş ancak ruh ve gidişatın istikameti değişmemiş.

öz dediğim aslında bu genel ruhtur. özünde kural bulunmayan bir yaratık kendi kendini, kendi kendine yarattığı, ahlak denilen bir yasayla hapse tıkıyor (işte ilk ve son değişimi). işin kötüsü bu deli saçması yasaların peşinden tüm bu ruh gidiyor. o gün bugündür değişme ve değişememe arasında arafta kalmakla lanetlenmiş ‘insanoğlu’. tüm evren değişime katılıp ahengle dans edip, sonsuzluğun içinde dönüp dururken, insanoğlunun ruhu kibirinden değişmemekte ayak diretiyor. tıpkı düşmesi kaçınılmaz olduğu halde, düşmeyi kabul edemeyen kibirli insanların, düştükleri zaman mutlaka bir yerlerini kırmaları gibi, her gün içerilerden bir yerini kırıyor.. işte bu yüzden o savaşsız, kavgasız, aydınlanmış dünyanın çağını hayalleyen ütopyalar, hiçbir zaman gerçekleşemediği gibi, bütün sistem kendi içinde patlayıp dünya, insan ve insanoğlunun ruhu tamamen yokolana kadar da gerçekleşmeyecektir.

 

değişim kaçınılmazdır. insan olmakla beraberinde getirdiğin kibirden sıyrılıp, o değişimin girdabına kendini bırakabiliyorsan sevgili fan; bırak kendini, ak git dünyayla birlikte. çünkü sen değiştiremezsin hiçkimseyi, hiçbir şeyi. kendin de dahilsin buna. sadece değişim gelir seni çeker, sen de, ya ayak diretir sike sike girersin girdabın içine, üstüne bir de girmiycem derken sağa sola çarpar kafayı gözü dağıtırsın, ya da bırakırsın kendini yağ gibi akıp gidersin hayatın derinliklerine, bi lunaparkta roller coastera binmiş gibi. kendi arzunla ve eğlenmek için.

he ama bu söylediklerimden ”oh oh menber 8 artık yavşaklık yapmamıza izin veriyomuş” gibi bi şey algılamayın, zira yavşaklık halen affım dışıdır.

 

sevgilerimle

member ∞

-katmandu 2013-

 

NOT: SAKIN HA!! kışın ortasında sigarayı bırakmağa falan kalkışmayın; bi grip oluyosunuz, 15 gün yataktan kalkamıyosunuz. haberiniz olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir