Yağ satarım bal satarım

Bugün malum bir tavukcunun sooooo reklamını görünce aklıma gelen yağ satarım bal satarım oyunu oldu. Hayır yanlış anlaşılmasın malum bir hamburgercinin kızartılmış tavuk başı satmasından aklıma çağrışım yapmadı bu olay.

Küçükken hayat bize o kadar basitti ki, yapabileceğimiz şeylerin sınırı hayal gücümüzle genişliyordu, yani sikko oyuncaklarla oynarken orada dünya savaşı çıkarabiliyorduk veya ben mukavadan evler yapıp bir şehir kuruyordum şahane kaplumbağam prensi de (evet adı prens) bu şehrin içerisinde film çekmeye zorluyordum. Filmin efektlerini ve aksiyonlu sahne dekorlarını bir kurutma makinesi, bir çalışma lambası ve mutfaktan aldığım çatal ve bıçaklarla yapıyordum. Tabii en sonunda tüm şehri yakmak final sahnesini oluşturuyor, orada tüm film kopuyor ve minik member 1 salonun ortasını yakmış oluyordu Bu yakma deneyimlerim emin olun yaşım ilerledikçe daha fazla arttı, robot yaparken, dünyanın en büyük kaldıracını sandalyeden yapacağıma inanırken veya salonun ortasında kasetten kuleler yaptığımda dünyanın tepesine erişmiş gibi hissederken bir yanma eylemi gerçekleştiriyordum. Neyse ki bu yanıcı madde alışkanlığımı en son salon koltuklarını ve elimi bir motoru kolonya ile çalıştırma hevesimle yaktığımda sonlandırmış oldum. Merak etmeyin elimde kalıcı bir iz kalmadı, iz yok yani. Anlayacağınız tam bir gerizekalı olmakla ile maceracı olmak arasında çok ince bir çizgi vardı ki ben muhtemel tam bir gerizekalı kategorisinde fink atıyordum.
Yağ satarım bal satarım oyunu bana hiçbir zaman zevk vermedi, zira şu günlerde insanların televizyon programlarında saçma sapan yarışmalara katılmalarının zevk vermediği gibi bu boklu oyun da gayet neşesiz bir oyundu. Olay şu ki bizler bu oyunu oynarken ulan birisi benim arkama mendil bırakacak da sonra ayağa kalkıp koşacam diye deliriyorduk. Abi 20 –  30 tane sübyanı nasıl oturtur ve aynı yerde saçmalatırsanız diye sorsalar sanırım o zaman bile yağ satarım bal satarım derdim, hala da diyorum. Sıra beklemek hayatta yaşadığımız en sikik olaylardan biri ve emin olun çocukluktan itibaren kanımıza bu boku işliyorlar.

Hayat uzun bir sıra bekleme aslında, herkes bir şeylerin sırasını bekliyor, kimi otobüs, kimi banka kimisi ise sevişmek için sıra bekliyor, genelde bu sevişme sırası bayramlarda daha çok oluyor. Herkese iyi bayramlar.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir